1988/15 ESAS 1989/45 KARAR SAYILI DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KARARI

30.7.1987 GÜNLÜ 87/12047 SAYILI BAKANLAR KURULU KARARIYLA YÜRÜRLÜĞE KONULAN TÜZÜĞÜN 3 VE 4. MADDELERİYLE GETİRİLEN HÜKÜMLERİN, VAKIF MEVZUATINA UYGUN OLDUĞU HK.

Dava, 23.12.1937 günlü, 2/7898 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan, Vakıflardan İntifa Haklarının Ne suretle Tesbit ve İtaEdileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzüğün, 30.7.1987 günlü 87/12047 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan "Vakıflar Tüzüğünün 48. maddesinin değiştirilmesine, Vakıflarda İntifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve İta Edileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzükte Değişiklik Yapılmasına ve 6. maddenin yeniden düzenlenmesine Dair Tüzük'ün 3. maddesiyle değiştirilen 6. maddesi ile 4. maddesiyle eklenen geçici maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.

Bakanlar Kurulunun 23.12.1937 günlü 2/7898 sayılı Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzüğün 6. maddesi, Danıştay Dava Daireleri Kurulunun 1978/433 sayılı Kararıyla iptal edilmiş, mevzuatta bu suretle doğan boşluk, budavada iptali istenilen düzenleme ile doldurulmuştur.

İptali istenilen 6. madde "Vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan mazbut vakıfların gelir vegiderleri, ayrı ayrı, vakıfları adına tutulur. Akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizler ana paraya eklenerek değerlendirilir ve Vakıflar Meclisi kararıyla yatırıma dönüştürülebilir.

Vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıfların gayrisafi gelirlerinden, her yıl %10 oranında ihtiyat akçesi ayrılarak taşınmazların bakım ve onarımları yapılır. Bu oran, Vakıfların malvarlığına göre, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabilir. Vakıfların yıllık gayrisafi gelir tahsilatından %20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığı alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılır.

Bu vakıfların gerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıf evlatlarına veya ilgililerine ödenecek intifa hakkı belirlenir. Bu haklar, vakfın gelir fazlasının (intifa hakkının) doğduğu mali yılı izleyen ilk altı ay içinde vakfın evladı veya ilgilisi olduğunu mali yılın birinci ayında belgeleyenlere yıllık olarak ödenir." hükmünü, geçici madde ise; "Mazbut vakıflardan vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan vakıfların, mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki tesbit edilebilen mevcutları, mazbut vakıf mevcutlarından ve bütçeden ayrılarak, vakıfların ilgili hesaplarında o vakıf adına izlenir. Bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutları, yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değerleri esas alınarak mazbut hesaplardan çıkarılarak vakıflarınilgili hesaplarına aktarılır. Taşınmazlar diğer mazbut vakıf mevcutlarından satın alınarak, bedelleri, vakıfların ilgili hesaplarında gösterilir ve değerlendirilir." hükmünü taşımaktadır.

2762 sayılı Vakıflar Kanununun 6.maddesine göre, idare ve temsili Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olan mazbut vakıfların idare ve temsili ile esasen bu kapsamda olup aynı Kanunun 39. maddesinin 2. fıkrasına göre intifa hakları mahfuz tutulan ilgililerin intifa haklarının tespit ve itası, anılan maddelerin uygulanma şeklinin tayin ve tesbitini gerektirdiğinden ve Anayasanın 115. maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun, anılan Kanunun uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmek üzere bu düzenlemeyi yapma yetkisi bulunduğundan, intifa haklarının tespiti ve itasının Tüzükle düzenlenmesinde mevzuata aykırı bir yön bulunmamaktadır.

2762 sayılı Vakıflar Kanununun 1. maddesinde sayılan ve Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare olunan vakıflar "mazbut vakıflar" olup, aynı Kanunun 6. maddesinin 2. fıkrası hükmüne göre, Genel Müdürlüğün idare ve temsil ettiği mazbut vakıflar "bir kül halinde hükmi şahsiyet" sayılırlar.

Neslin Geleceğinin ekonomik açıdan güvence altına alınması düşüncesinden doğan "zürri vakıflar"da vakıflar, düzenledikleri vakfiyelerde vakfın konusunu, şartlarını, akar ve hayratının nelerden ibaret bulunduğunu, vakıftan kimlerin yararlanacağını tayin ve genellikle tevliyeti evlat ve ahfadlarına şart ederek bunları açıkca belirlediklerinden, vakıf hukukuna göre vakfiyelerde belirtilen irade herkesi bağlayıcı niteliktedir.

2762 sayılı Kanunun hazırlanışı sırasında, gerek zürri vakıfların kuruluş amaca, gerekse vakfiyelerin yukarıda açıklanan nitelikleri gözönünde tutularak, Kanunun 39. maddesiyle, mazbut vakıflar arasına alınsalar dahi, vakıflarda, "alakalıların vakfiyeye göre intifa haklarının mahfuz olduğu" hükme bağlanmış ve vakfedenin vakfiyede belirtilen iradesinin gerçekleştirilmesine çalışılmıştır. Ancak mazbut vakıflar arasına alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare ve temsil olunan kimi vakıfların vakfiyesinde, vakfın konusu taşınmazların gelirlerinden yararlanma hakkının aynı soydan gelenlere bırakılması, bu gelirin tamamının intifa hakkı sahiplerine ödeneceği anlamına gelmez. Zira vakıf hukukuna göre vakfiyeler, kanun hükümlerine uygun olduğu ölçüde işlerlik kazanırlar.

Bu açıdan bırakıldığında, vakfiyede öngörülmemesine karşın, idarenin, yürürlükteki yasaları uygulamak amacıyla, vakfın gelirinden gerekli kesintileri yapmak yetkisine sahip bulunduğunda kuşkuya yer olmamak gerekir. 2762 sayılı Kanunun 6. maddesine göre mazbut vakıfların idare vetemsili Vakıflar Genel müdürlüğüne bırakıldığına göre, bu idare ve temsilin gerektirdiği giderlerin mazbut vakıfların gelirlerinden düşülmesi gerekli olduğu gibi, idare ayrıca mazbut vakıfların korunması varlığını devam ettirmesi ve vakıf malların işletilmesi için yapılan giderleri de vakfın gelirlerinden karşılamak yetkisine sahiptir. Ayrıca idare, 2762 sayılı Kanunun 16. maddesiyle, geliri giderini karşılamayan vakıflara durumu elverişli mamur vakıfların gelirinden pay ayırarak yardımda bulunmaya yetkili ve hatta görevli kılındığı gibi, tahsis edildikleri maksada göre kullanımları Kanun veya kamu düzenine uygun olmayan ya da işe yaramaz hale gelen hayrat vakıfların, olabildiğince, amacı aynı olan diğer hayrata tahsisine (2762 sayılı Kanun md. 10) ve mevkilerine ve sağladıkları menfaate göre kalmaları gerekli görülmeyen mazbut ve mülhak vakıflara ait akar ve toprakları satmaya ya da başka gayrimenkulle değiştirmeye de (2762 sayılı Kanun md. 12) yetkilidir. Bu duruma göre, 2762 sayılı Kanunun 39. maddesinin 2. fıkrasıyla ilgililere tanınan intifa hakkının, diğer kanunların bu konuya ilişkin hükümleri de saklı kalmak koşuluyla ve 2762 sayılı Kanunun Vakıflar GenelMüdürlüğüne yüklediği görev ve yetkilerle birlikte düşünülmesi gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

İptali istenilen 6.maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde, 2762 sayılı Kanunun 10 ve 12. maddesine uygun şekilde akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ile hayrat satış bedelleri ile bunlara yürütülen faizlerin ana paraya eklenerek değerlendirilmesi ve Vakıflar Meclisi kararıyla yatırıma dönüştürülmesinde mevzuata aykırı bir yön bulunmadığı gibi vakfın devamının sağlanması yönünden de zorunluluk vardır. Maddede sayılan hallerde faizin ana paraya eklenmemesi halinde yeni bir yatırıma dönüştürülünceye kadar ana paranın, dolayısıyla da vakfın değerini kaybetmesi hali söz konusu olabilecektir.

Aynı maddenin ikinci fıkrası ile vakıfların gayrisafi gelirinden heryıl ayrılması öngörülen %10 ihtiyat akçesi ise, vakfiyelerinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıflar için söz konusu olduğundan ve düzenleme hem kanuna hem de vakfiyeye uygun bulunduğundan, bu hükme yönelik iptal istemi de yerinde görülmemiştir. Ayrıca bu oranının, vakıfların malvarlığına göre vakıflar Meclisi kararıyla artırılabileceğine ilişkin hüküm, ancak %10 ihtiyat akçesinin yetmemesi halinde artırılabilecek ve vakıf malvarlığı dikkate alınarak yargı yerince denetlenebilecek bir husus olduğundan, bu aşmada iptalini gerektirir herhangi bir yönü de bulunmamaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrası ise, daha önce de açıklandığı üzere, Vakıflar Genel Müdürlüğününün 2762 sayılı Kanun gereği üstlenmiş olduğu yönetim ve temsil giderlerine karşılık olan ve alınması ve bu nedenle zorunluve yasal bulunan bir meblağa yönelik düzenleme getirmektedir. Maddenin son fıkrası hükmü de, Vakıfların gerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıf evlatlarına ödenecek intifa hakkının belirlenmesine ve ödenmesine ilişkin olup, yine Kanuna ve vakfiyeye uygun düzenleme getirmektedir.

İptali istenen geçici maddeye gelince, anılan maddeyi, 6. madde ile birlikte düşünmek ve 6. maddenin birinci fıkrası ile düzenlemeye göre, geçiş hükmü şeklinde değerlendirmek zorunludur. Vakıfların mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki tesbit edilebilen mevcutlarının, mazbutvakıf mevcutlarından ve bütçeden ayrılması, vakıfların ilgili hesaplarında o vakıf adına izlenmesi, bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutlarının yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değeri üzerinden, vakfın ilgili hesabına aktarılması ve taşınmazların diğer vakıf mevcutlarından satın alınarak bedellerinin vakıfların ilgili hesaplarında gösterilip değerlendirilmesi, 6. maddenin birinci fıkrası hükmü ile getiririlen "... mazbut vakıfların gelir ve giderleri ayrı ayrı, vakıfların adına tutulur." hükmünün sonucu ve Dava Daireleri Kurulunun 1978/433 sayılı iptal kararı ile Vakıflar Kanununun gereğidir.

Açıklanan nedenlerle, 2762 sayılı Kanuna, vakıf mevzuatına ve Danıştay kararlarına uygun düzenleme getiren Tüzük hükümlerine karşı açılan davanın reddine karar verildi.

KARŞI OY: Tüzüğün iptali istenilen 6.maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde akar ve toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizlerin de ana paraya eklenerek değerlendirilmesi ve Vakıflar Meclisinin kararıyla yatırıma dönüştürülmesi hükme bağlanmıştır.

Maddenin her ne kadar 2762 sayılı Kanunun 10 ve 12. maddelerinin gereğiolarak Tüzükte yer aldığı ifade edilmekte ise de; bu durumun yalnızca"ana para" ile sınırlı olarak düşünülmesi ve faizlerin bu kapsamda de-ğerlendirilmemesi gerekmektedir. Zira, idarece kalmaları gerekli görülmediği için satılan vakıf mallar, yeni bir yatırıma dönüştürülünceye kadar, faiz dışında herhangi bir gelir getirmemekte; faizin tümüyle ana paraya eklenmesi ise intifa hakkı sahiplerinin yeni yatırımın gerçekleşerek gelir getirmeye başlamasına kadar hiç gelir elde edememeleri sonucunu doğurmaktadır. Bu durumun ise Vakıflar Kanununun 39. maddesinin 2. fıkrası hükmüne uygun olmadığı kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenle 6. maddenin birinci fıkrasının 2. cümlesinin faizle ilgili olarak getirdiği düzenlemenin iptali oyuyla, kararın bu kısmına karşıyız.

KARŞI OY: Tüzüğün 6.maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde "akar" ilebuna yürütülen faizlerin tümüyle yatırıma dönüştürülmesi, ilgililere hiç intifa hakkı ödenmemesi sonucunu doğurmaktadir. Oysa vakfiye gereği ilgilinin "akar"dan payını alması gerekmekte ve bu hak 2762 sayılı Kanunun 39.maddesinin ikinci fıkrası ile korunmaktadır.

Bu nedenle 6.maddenin birinci fıkrasının, ikinci cümlesinin "akar vetoprak satış bedelleri" kısmının "akar" ile sınırlı olmak üzere iptali oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.

KARŞI OY: Tüzüğün iptali istenilen 6. maddesinin ikinci fıkrasında vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıflar için ayrılması öngörülen %10 ihtiyat akçesinin, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabileceği hükme bağlanmıştır.

İlgililerin intifa hakkı, vakfiyeden kaynaklanan ve 2762 sayılı Kanunile korunan bir haktır. İntifa hakkı payından ancak yasal dayanağı olan kesintiler yapılabilir ve bunun oranın da Tüzükte açıkca gösterilmesi zorunludur. Tüzükte gösterilen bir oranın Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabileceğinin kabulü ise düzenleme yapma yetkisinin Vakıflar Meclisine verilmesi anlamına gelir ki buna da kanunen olanak yoktur.

Bu nedenle, 6.maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi hükmünün iptali oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.

KARŞI OY: Tüzüğün iptali istenilen 6. maddesinin üçüncü fıkrasında, vakıfların yıllık gayrisafi gelir tahsilatından %20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığı alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılacağı hükme bağlanmıştır.

Tüzük hükümlerine göre, vakfiyelerinde bakım ve onarım şartı bulunan vakıfların yıllık gayrisafi gelirlerinden %10 kesinti yapılmakta, mazbut vakıfların yine yıllık gayrisafi gelirlerinden, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarılmakta ve ayrıca medeni Kanunun, 903 sayılı Kanunla değişik 78. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca tüm vakıflardan (bu arada mazbut vakıflardan da) safi gelirin %5'ini geçmemek üzere teftiş ve denetleme masraflarına katılma payı alınmaktadır.

Bu durumda hem vakıf için yapılan tüm harcamalar, hem ileride doğabilecek masraflara karşılık ihtiyat akçesi hem de Vakıflar Genel Müdürlüğünün teftiş ve denetleme masrafları için pay ayrıldıktan sonra bir deyönetim ve temsil gideri olmak üzere ayrıca bir pay alınmasının yasal dayanağı bulunmadığı gibi bu durumun vakıf mevzuatı ile adlet ve hakkaniyet ilkelerine de aykırı olduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, 6. maddenin üçüncü fıkrası hükmünün iptali oyuyla, kararın bu kısmına karşıyız.

KARŞI OY: Bakanlar Kurulunun 23.12.1937 tarihli ve 2/7898 sayılı Kararnamesiyle yürürlüğe konulan Vakıflarda İntifa Haklarının Ne Suretle Tesbit ve İta Edileceği Hakkında 17.7.1936 Tarihli Vakıflar Tüzüğüne, 30.7.1987 günlü 87/12047 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Tüzük ile eklenen Geçici maddenin ikinci cümlesinde, bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutlarının, yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değerlerinin esas alınması kuralı getirilmiştir. Bu kuralın, maddenin birinci cümlesi ile bir ilgisi bulunmadığından, Tüzüğün 6. maddesinin birinci fıkrası hükmünün gereği ve bir geçiş hükmü olarak değerlendirmek mümkün değildir. Vakıflar idaresinin amacı vakıfları yaşatmaktır; Ancak bu amaca ulaşmak için vakıf evlatlarının haklarını ziyana uğratacak biçimde düzenleme yapma yetkisi idareye tanınmamıştır.

Vakıf mallar, vakıf evlatlarının herhangi bir katkısı olmaksızın, Vakıflar Meclisinin kararı ile başka bir yatırıma dönüştürülmektedir. Amaç, vakfı yaşatmak ve vakıf gelirlerini yükseltmektir. Yatırıma dönüşen vakıf mallarından, vakıf evlatlarının intifa hakkı yeni değerleri dikkate alınarak saptanmalıdır. Madde hükmü ile vakıf evladının hakkı dondurulmakta ve böylece gelir artışından yararlanaması sonucu doğmaktadır.

Bu hükmün, 2762 sayılı Kanunun 39.maddesinin ikinci fıkrası hükmüne aykırı olduğu görüşü ve iptali oyuyla kararın bu kısmına karşıyım.

1982/2393 ESAS 1982/727 KARAR SAYILI DANIŞTAY 10. HUKUK DAİRESİ KARARI

VAKFİYESİNDE GİDERLER DIŞINDA ARTA KALAN GELİRİN VAKIF EVLADINA BIRAKILDIĞI MÜLHAK VAKFIN GİDERLERİNİN DENKLEŞTİRİLMESİ İŞLEMİ YAPILIRKEN, İDARECE, VAKIF HAYIR ŞARTININ GERÇEKLEŞTİRİLMESİ YANINDA, GEÇMİŞ YILLARDA VAKFIN SABİT GİDERLERİYLE VAKIF EVLADINA KALAN MİKTAR ARASINDA KURULMUŞ BULUNAN ORAN DA MÜMKÜN OLDUĞU KADAR DİKKATE ALINMAK SURETİYLE DEĞERLENDİRME YAPILMASI GEREKTİĞİ HK.

Dava, mülhak vakfın giderlerinin denkleştirilmesine ilişkin Vakıflar Genel Müdürlüğü İdare Meclisinin Devlet Bankasınca onaylanmış bulunankararı ile buna bağlı denkleştirme cetvelinin iptali istemiyle açılmıştır.

Vakıflar Tüzüğünün 51.maddesi, "Mülhak vakıfların masarifi mukannenelerinin değiştirilmesini gerekli gören mütevelliler keyfiyeti vakıfların bulunduğu evkaf idarelerine yazı ile bildirirler, Gerek bu suretle mütevellilerin müracaat eylemesi ve gerek vazife sahibi kademenin doğrudan doğruya vakıflar idaresine müracaatı üzerine, varidatlarının derecesine ve vakfiyede muhtelif hizmetler için gözetilen tahsis ve mertebeleri nazarı dikkate alınmak suretiyle bu masrafların çoğaltılması veya azaltılması idare meclisi kararı üzerine Başvekilin tasdikine bağbağlıdır" hükmünü taşımaktadır.

Yukarıda yazılı metninden de anlaşılacağı üzere, anılan tüzük hükmüylevakıf gelirlerine göre giderlerin vakfiye şartları doğrultusunda ayarlanması, böylece yapılacak denkleştirmeyle vakıf faaliyetinin aksamadan, iyi bir şekilde yürütülmesi amaçlanmış; bu amacın gerçekleştirilmesi için de, vakıf gelirlerinin derecesi, vakfiyede yer alan koşullar dikkate alınarak denkleştirme işlemi yapılması konusunda idareye takdir yetkisi tanınmıştır.

Davacının mütevellisi olduğu vakfın geliri de, 1975 yılında 16,204.73 lira iken 1977 yılında 35.063.521 liraya yükselmiş, davalı idarece bu artış nedeniyle giderler on misli artırılarak denkleştirme işlemi yapılmıştır. 1977 yılı gelirlerine göre yapılan dava konusu denkleştirmeişleminde 1090.50 lira olan hayır şartı on misli artılarak 10905.50 liraya çıkarılmıştır. On misli artırılan giderler toplamı 11850 liraya yükseltilirken arta kalan 16.696.521 lira vakfiye şartı uyarınca vakıf evladına bırakılmıştır.

Denkleştirme cetvelinde, sabit giderler arasında 831 sayılı Sular Kanunu uyarınca yer alması gerekli su yolcusu ve vakfiye şartı olan tamir giderleri kalemlerine ve Tüzüğe göre onay tarihi itibariyle yürürlüğe girmesi doğal bulunan denkleştirme işleminin onaylandığı tarihte yürürlüğe girmesine ilişkin davacı itirazları yerinde bulunmamaktadır. Öte yandan, para değerindeki düşüş sonucu hayır şartının gerçekleştirilmesinin zorlaşması karşısında, vakıf gelirlerinde meydana gelen artış oranında giderlerde artış yapılması gerektiği yolundaki davacı tarafından ileri sürülen iddiayı da haklı görmeye olanak görülmemektedir.

Ancak davalı idarece yeterli bir gerekçeye dayanılmadan sabit giderlerde yapılan on misli artış, Kurulumuzca fazla bulunmuştir. Kuşkusuz vakıf gelirlerindeki artışın vakıf amacı doğrultusunda değerlendirilmesi, hayır şartları ve diğer giderlerin artırılması gereklidir. Fakat vakfiyede giderler dışında arta kalan gelirin vakıf evladına kalacağı belirtildiğine göre, geçen yıllarda sabit giderlerle vakıf evladına kalan miktar arasındaki oranın, esas alınan ölcünün de, para değerindeki düşüş sonucu hayır şartının gerçekleştirilmesi için daha fazla bir miktar ayrılması zorunluluğu nedeniyle tam bağlı kalınmasa bile, yine de dikkate alınması zorunlu bulunmaktadır.

Nitekim davalı idarece, 1976 yılında 1975 yılı gelirine göre yapılan, dava konusu işlemden önceki denkleştirme işleminde, 16204 lira olan yıllık gelirin sadece 1185 lirası giderler için yeterli bulunmuş; gerikalanı vakıf evladına bırakılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, geçmiş yıllardaki vakfın sabit giderleriyle vakıf evladına bırakılan miktar arasındaki oran mümkün olduğu kadar dikkate alınarak, ancak vakıf gelirindeki artış oranı ile de bağlı kalınmadan yapılacak yeni değerlendirme sonucu denkleştirme işlemi yapılmak üzere, vakıf giderlerinin on misli artış uygulanarak denkleştirilmesine ilişkin Devlet Bankasınca onaylanan Vakıflar Genel Müdürlüğü İdare Meclisinin işleminin ve denkleştirme cetvelinin iptaline karar verildi.

AYRIŞIK OY: Bir mülhak vakıfta asıl olan vakfiyede yer alan hayır şart ve hizmetlerinin mevcut olanaklar kullanılarak yerine getirilmesidir. Ancak giderlerden arta kalan gelir fazlasının vakfiye şartı olarak vakıf evladına bırakılması mümkündür. Vakıflar Müdürlüğünün 51. maddesi uyarınca, davalı idareye tanınan takdir yetkisi kullanılarak sabit giderler gelirlere göre ayarlanırken, denkleştirme işlemi yapılırken de, öncelikle vakıf hayır şart ve hizmetlerinin olanaklar ölçüsünde belli bir düzeyde tutulması zorunludur. Tersine bir düşünceyi, vakıf evladına kalacak gelir fazlasının artırılması esas alınarak vakıf hayır şart ve hizmetlerinin, diğer giderlerin ayarlanmasını, vakıf kuruluşunun niteliğiyle bağdaştırmaya olanak yoktur.

Davacının mütevellisi olduğu vakfın hayır şartları Vakıflar Genel Müdürlüğü idare meclisi kararıyla 1942 yılında değiştirilmiş; vakfa ait bir arsa Milli Eğitim Bakanlığına bağışlanmak suretiyle ilkokul yaptırılmış ve vakıf gelirlerinden bu ilkokulun yoksul çocuklarına yardımyapılması şartı getirilmiştir. Gelir fazlasının da vakfiye şartı olarak vakıf evladına bırakılması gerekmektedir.

Vakfın gelirleri 1977 yılında artınca, davalı idarece yapılan denkleştirme cetveliyle ilkokulda okuyan yoksul çocuklara yapılacak yardım miktarı 1090 liradan 10905 liraya, toplam giderler 11850 liraya çıkarılmış ve arta kalan 16.696.521 lira da vakıf evladına bırakılmıştır. Para değerindeki düşüş nedeniyle hayır şartının gerçekleşmesinin zorlaşması ve yukarıda da belirtildiği gibi vakıfta öncelikle hayır şartıve hizmetlerinin yerine getirilmesinin zorunlu olması karşısında, artan vakıf gelirlerinin, esasen daha önce düşük tutulan giderler on misli artılarak hayır şartının gerçekleştirilmesi amacıyla da değerlendirilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacının iddia ettiği gibi, giderlerin vakıf gelirlerinin artış oranı ile bağlı kalınarak artırılması halinde, hayır şartının mevcut olanaklara göre yeterli düzeyde karşılanamıyacağı açıktır.

Belirtilen nedenlerle, dava konusu denkleştirme işlemi mevzuata ve vakıf uyarınca uygun biçimde yapılmış olup, davacı tarafından ileri sürülen itirazlar yerinde olmadığından, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerekeceği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

1991/721 ESAS 1992/7173 KARAR SAYILI YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ KARARI

Yargıtay Onsekizinci Hukuk Dairesi
E. 1991/721
K. 1992/7173
T. 15.7.1992

* İNTİFA HAKKINA SATAŞMANIN ÖNLENMESİ
* KULLANIM HAKKININ TESBİT VE TAPUYA ŞERHİ

ÖZET : Davacının vakfiyeden doğan intifa hakkına rağmen, vakfın, bu taşınmazlar üzerinde haksız sürdürdüğü kullanım hakkını kiraya vermesi suretiyle sataşmanın önlenmesi isteği; Vakıflar Kanununun 1. maddesi, 17.7.1936 tarihli Vakıflar Tüzüğünün 3. maddesi ve ek Tüzükte değişiklik yapılmasına dair Tüzüğün 6. maddesi ışığında, kullanım hakkının tesbit ve tapuya bu yolda şerh verilmesinin, ek Tüzüğün yürürlüğe girdiği 20.9.1987 tarihinden önceye ait olduğu da nazara alınarak değerlendirilmelidir.

(2762 s. Vakıflar K. m. 1)[Vakıflar Niz.-2/5042 s. (17.7.1936 Ta.) m. 3][Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüz.- 2/7898 s. (23.12.1937Ta. m. 6)]

Dava dilekçesinde, davacı vakfiyeden doğan intifa hakkının bulunmasına rağnem vakfın bu taşınmazlar üzerinde haksız olarak kullanım hakkını sürdürüp taşınmazları kiraya verdiğinden bahisle bu yoldaki sataşmanın önlenmesine karar verilmesi istemiştir. Mahkemece, davanın kabulü cihetine gidilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Temyiz isteminin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Vakıflar Kanununun 1. maddesine göre; mazbut vakflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nce idare olunur. Davacı dava konusu vakıfnamede vakfolunduğu bildirilen taşınmazlarda intifa hakkına sahip ise de, intifa hakkının ne suretle kullanılacağı 17.7.1936 tarihli Vakıflar Tüzüğüne Ek Tüzükte değişiklik yapılmasına ve 6. maddesinin yeniden düzenlenmesine dair 20.9.1987 günlü Resmö Gazete'de yayımlanan tüzük değişikliğinde bilirtilmiştir. Bu Tüzüğün 3. maddesi ile değişik Tüzüğün 6. maddesine göre, vakfiyeleri gereği intifa hakkı sahibi olan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan mazbut vakıfların gelir ve giderleri Vakıflar İdaresi'nce belirlenir. Bu maddenin son fıkrasında intifa hakkı sahiplerine ne suretle ödeme yapılacağını açıklamıştır.

Bu hükümlerden, vakfedilen mallar üzerinde intifa hakkı, bizzat işgali ile kullanmayı gerektirmemekte, aksine yasa gereği taşınmazın yönetimi Vakıflar İdaresi'ne ait olup intifa için alacak belirlenen pay para olarak intifa hakkı sahibine ödenir.

Bu kuralın intifa hakkının, fiilen kullanımı, mahiyeti icabı zorunlu kıldığı hallerde örneğin, oturma (sükna) hakkı söz konusu olduğunda uygulanamıyacağı açıktır.

Dava konusu vakfedilen taşınmazlar tarım arazisi olduğuna göre yasa ile Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne verilen yönetme hakkı ve görevi karşısında intifa hakkını fiilen kullanmayı kapsamadığı sonucuna varılmalıdır.Mahkemece, vakfiye ve kesinleşen mahkeme kararlarına dayanılarak intifa hakkının fiilen kullanmayı gerektirdiği sonucuna varılmış ise de, bu hususlarla ilgili saptamalara yer veren Göynük Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1943/52-143 sayılı, 8.10.1943 tarihli kararı intifa hakkının tapuya şerh edilmesine ilişkindir. Aynı yer Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1986/312-1987/52 sayılı ve 15.7.1987 tarihli karar ise, taşınmazlar üzerinde davacının vakfiyeden kaynaklanan kullanım hakkı bulunduğunun tesbiti ile tapuya bu yolda şerh verilmesine dair olup yukarıda sözü edilen ve 20.9.1987 tarihinde yürürlüğe konulan Tüzük değişikliğinden öncesine aittir. Mevcut tüzük hükmünün intifa hakkı ile kullanım hakkını yorumladığını ve bu hakların ne suretle değerlendirileceğine dair esaslar getirdiği kabul edildiğinde kesin hükümlere aykırı bir durum hasıl olmayacağı sonucuna varılmalıdır. Değişik yorum, Vakıflar Kanununun 1. maddesinde yer alan mazbut vakıfların, Vakıflar İdaresi'nce yönetileceğine dair hükmü bertaraf edecektir. Bu ise yasa hükmünün ihmaline yol açan bir durumun doğmasına yol açacaktır.

Bu durumda mahkemece, yasa ve tüzük hükümleri dikkate alınmadan ve intifa hakkının yorumunda hataya düşülerek yazılı olduğu şekilde Vakıflar İdaresi'nin kanunla verilmiş idare hakkını bertaraf edecek şekilde taşınmazlar üzerindeki müdahalesinin önlenmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir.

Bu itibarla, yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabuül ile hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), temyiz peşin harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.7.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2005/4464 ESAS 2005/7132 SAYILI YARGITAY 18. HUKUK DAİRESİ KARARI

Yargıtay 18. Hukuk Dairesi
E: 2005/4464
K: 2005/7132
T: 5.7.2005

VAKIF EVLADINA GALLE (VAKIF GELİRİ) FAZLASI VERİLMESİ

• VAKIFNAMEDE HÜKÜM BULUNMASI KOŞULU
Özet: Davacı, Köprülüzade Hafız Ahmet Paşa Vakfının (tevliyete müstahak ekber evlat olduğu) ve (galle fazlasının verilmesi) isteminde bulunmuş, mahkemece halen davalı ES’nin mütevelli görevini yürüttüğü gerekçesiyle ekber evlat olduğununun tespiti davasını reddetmiş, (galleye müstahak vakıf evladı) istemini kabul etmiştir.

Oysa ki; vakıfnamelerde vakıf evlatlarına galle fazlasının verileceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı gibi; aynı vakıfla ilgili olarak Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Hakimliğinin 2003/360 S. dosyasında rapor veren aynı bilirkişinin o dosyada (galle fazlasının vakıf evlatlarına verilemeyeceği) görüşünde bulunduğu halde bu dosyada aksine görüş verdiğ saptandığından hükmünün bu nedenle bozulması gerekir.

Dava dilekçesinde tevliyete ve galle fazlasına müstahik vakıf evladı olduğunun tespiti istenilmiştir. Mahkemece davanın kabulü cihetine gidilmiş, hükmün temyiz incelemesi taraflarca duruşmalı olarak yapılması ise davacı vekili tarafından yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesi ile istenilmekle taraflara yapılan tebligat üzerine duruşma için tayin olunan günde temyiz edenlerden davalı vekili Av. SY geldi. Vakıf mütevellisi ve davacı adına gelen olmadı. Gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü.

YARGITAY KARARI
Davada davacı, Köprülüzade Hafız Ahmet Paşa Vakfının gallesinden pay almaya müstahak evlat olduğunun ve tevliyete ehil bulunduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.

Dosyada toplanan bilgi ve belgelerden, özellikle vakıf senetleri ve bilirkişi raporu içeriğinden; Köprülüzade Hafız Ahmet Paşa Vakfının mülhak vakıf niteliğinde olduğu, vakıfnamelere göre de ekber, esen ve erşet olan vakıf evladının mütevelli olacağının belirtildiği, buna göre halen davalı ES'nin mütevelli görevini yürüttüğü davacının vakıfnamelerde öngörülen koşullardan ekber evlat niteliğini henüz taşımadığı anlaşılmakla, saptanan bu nedenle mahkemece davacının tevliyete müstahak evlat olduğ unun tespitine ilişkin isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.

Ancak; yukarıda sözü edilen vakıfnamelerde vakıf evlatlarına galle fazlasının bırakılacağına ilişkin herhangi bir hüküm bulunmadığı ve bu hususun dairemizce daha önce incelenen aynı vakıfla ilgili Beyoğlu 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2OO3/36O esas (Dairemizin 2004/10302 esas) sayılı dosyası içerisindeki 16.01.2004 günlü bilirkişi raporunda da açıkça belirtildiği halde, bu eldeki davada aynı bilirkişinin gerekçe de göstermeden davacının galleye müstahak evlattan olduğuna ilişkin soyut kanı sına itibar edilerek davacının bu yöndeki isteminin kabulü ile Köprülüzade Hafız Ahmet Paşa Vakfının galleye müstehak vakıf evladı olduğunun tespitine hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

Bu itibarla yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasında vekille temsil edilen davalı yararına takdir edilen 400.00 YTL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine, temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 05.07.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

1979/29 ESAS 1979/41 SAYILI ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
Resmi Gazete tarih/sayı: 16.1.1980/16871
Esas sayısı : 1979/29
Karar sayısı: 1979/41
Karar günü: 23.l0.1979

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara Asliye 13. Hukuk Mahkemesi.

İTİRAZIN KONUSU: 26.2.1977 günlü, 2035 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1977 Yılı Bütçe Kanunu" nun 6. maddesi hükmünün Anayasanın 64., 92., 93., 94. ve 126. maddelerine aykırılıkları nedeniyle iptali istemidir.

I - OLAY:
Davacının miras bırakanı tarafından yaptırılan Pirinç ve Biber Hanları içindeki dükkânların, kendisi tarafından yaptırılmış olan camiye ait giderler düşüldükten sonra artan geliri evlatlarına vakfedilmiş ve "EIhac Mehmet ağa-bini Mehmet ağa" vakfı adıyla 608 sayılı vakıf defterinin 39. ve 47. sahifelerine kaydı yapılmıştır. 45 yıl önce caminin yanması üzerine, vakıf, mazbut vakıf haline getirilmiş ve vâkıfın evlâtlarına intifa hakkı tanınmıştır.

Davacılar, Vakıflar Tüzüğüne ek 23.12.1937 ve 13.10.1939 günlü tüzüklerde vakfın zaptından önceki üç yıllık gelir toplamı üçe bölünerek elde edilecek miktarın evlâda ödeneceği yolundaki hükmün yer aldığını ve 1977 yılı Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçe Yasasının 6. maddesinde de mazbut vakıflarda intifa haklarının Vakıflar Tüzüğüne Ek 23.12.1937 ve 13.10.1939 günlü Tüzüklere göre ödenir hükmü getirildiğini öne sürerek, 1977 yılı gelirinden galle fazlası olan 242.500 liranın tahsiline karar verilmesini istemişler ve sözü edilen Yasanın da Anayasaya aykırılığı savında bulunmuşlardır.

Mahkeme aykırılık savını ciddi görmüş ve iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur,

II- İPTALİ İSTENEN YASA METNİ:
26.2.1977 günlü, 2035 sayılı, Vakıflar Genel Müdürlüğü 1977 Yılı Bütçe Kanunu"nun 6. maddesi şöyledir:
"Madde 6- Mazbut vakıflarda ilgililerin intifa hakları, Vakıflar Nizamnamesine ek 23.12.1937 ve 13.10.1939 tarihli nizamnamelere göre ödenir."

III- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yapılan ilk inceleme toplantısında aşağıdaki sorun üzerinde durulmuştur.

İtiraza konu yapılan 26.2.1977 günlü, 2035 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğü 1977 yılı Bütçe Yasasının 6. maddesinin, başka bir başvuru üzerine Anayasa Mahkemesince Anayasaya aykırı görülerek 28.6.1979 günlü, 1979/15-32 sayılı kararla iptaline karar verilmiş ve sözü edilen karar 9.7.1979 günlü, 16691 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanmış bulunmaktadır.

Bu durum karşısında, itiraz, başvuran mahkemenin yetkisizliği yönünden reddedilmelidir.

IV- SONUÇ:
26.2.1977 günlü, 2035 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1977 yılı Bütçe Kanunu" nun 6. maddesi, Anayasa Mahkemesinin 28.6.1979 günlü, 1979/15-32 sayılı karariyle iptal edilmiş ve karar 9.7.1979 günlü, 16691 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış bulunduğundan, başvurunun, başvuran Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine,
23.10.1979 gününde oybirliğiyle Karar verildi.

Başkan Şevket Müftügil
Başkanvekili Ahmet H. Boyacıoğlu
Üye Ahmet Erdoğdu
Üye Osman Tokcan
Üye Rüştü Aral
Üye Ahmet Salih Çebi
Üye Muammer Yazar
Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye Nahit Saçlıoğlu
Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye Kenan Tenzioğlu
Üye Necdet Darıcıoğlu
Üye İhsan N. Tanyıldız
Üye Bülent Olçay
Üye Yekta Güngör Özden

VAKIF EVLATLARINA ÖDENEN GALLE FAZLASINDAN VERGİ TEVKİFATI

T.C.
GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI
Gaziantep Vergi Dairesi Başkanlığı
Vergi Uygulama Müdürlüğü

Sayı : B.07.1.GİB.4.27.15.01/06-515-32/ ....10.04.2006
Konu: Vergi Kesintisi

İlgi : 02.03.2006 tarih ve 2006/43 sayılı yazınız.

İlgi yazınızda, vakıf faaliyetinde bulunduğunuzu, vakfınızın çeşitli adreslerde bulunan gayrimenkullerinden elde edilen kira gelirlerinin kiracıları tarafından % 22 gelir vergisi stopajı yapılarak yine kiracılar tarafından bağlı bulundukları vergi dairelerine yatırılmakta olup, gelir vergisi kesintisi yapıldıktan sonraki net kira tutarının vakfınız banka hesabına yatırıldığı, vakfınızın gayrimenkullerinden elde ettiğiniz vergilendirilmiş kira gelirleri toplamından vakfınız cari yıl içinde yapılan çeşitli giderleri ve bunlardan başka diğer ödenmesi gereken ödeneklerde ayrıldıktan sonra kalan net gelirlerinizi, cari yılı takip eden yılın içerisinde vakfınız evlatlarına galle fazlası olarak dağıtımı yaptığınızı, 2004 yılında her evlat için 47,50 YTL galle fazlası ödeme yaptığınızı, 2005 yılı içinde tahmini 70–80 YTL arası galle fazlası ödeme yapılacağı tahmin etmekte olduğunuzu ve vakfınızın dağıtacağı galle fazlası tutarını oluşturan ödemelerinizin tekrar herhangi bir vergi kesintisine tabi tutulup tutulmayacağı konusunda görüş talep etmektesiniz.

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 70’inci maddesinin birinci fıkrasında; maddenin alt bentlerinde belirtilen mal ve hakların sahipleri, tasarruf edenleri, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya mirasçıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların Gayrimenkul Sermaye İradı olduğu belirtilmiştir. Söz konusu maddenin dördüncü fıkrasında da “Vakfın gelirinden hizmet karşılığı olmayarak alınan hisseler” bu kanunun uygulamasında gayrimenkul sermaye iradı olarak addolunmuştur. Bu durumda vakfınız evlatlarına galle fazlası olarak yapılan ödemeler elde eden bakımından bir hakkın kiralanması karşılığında elde edilen gayrı menkul sermaye iradı mahiyetindedir.

Buna göre vakfınızca, vakfının evlatlarına dağıtılan galle fazlası tutarlar üzerinden Gelir Vergisi Kanunu’nun 94/5-a bendinin “70. madde de yazılı mal ve hakların kiralaması karşılığında yapılan ödemelerden” hükmü ve 2003/6577 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre belirlenen % 22 oranında gelir vergisi tevkifatının yapılması, tevkif edilen bu vergilenin aynı Kanunun 98. maddesi uyarınca vakfınızca muhtasar beyanname ile beyan edilerek ödenmesi gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Vergi Dairesi Başkanı

E:1979/15 K:1979/32 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Resmi Gazete tarih/sayı: 9.7.1979/16691
Esas Sayısı : 1979/15
Karar Sayısı: 1979/32
Karar Günü : 28/6/1979
İtiraz Yoluna Başvuran : Bornova 1. Asliye Hukuk Mahkemesi.
İtirazın Konusu: 26/2/1975 günlü, 1849 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1975 Mali Yılı Bütçe Kanunu"nun 8. maddesi ile 26/2/1977 günlü, 2035 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1977 Yılı Bütçe Kanunu"nun 6. maddesi hükmünün Anayasa'nın 64., 92., 93., 94. ve 126. maddelerine aykırılıkları nedeniyle iptalleri istemidir.

I - OLAY :
Davacı vekili, itirazda bulunan mahkemeye verdiği dava dilekçesinde; müvekkilesinin, Bornova Asliye Hukuk Hâkimliğinin 1954/36 Esas, 1955/48 Karar sayılı ve 15/3/1955 günlü kesinleşmiş ilamı ile Ayşegül Pembe Vakfından han, dükkan, bahçe ve vakıf paranın intifa haklarının sahibi olduğunu; 1974-1975 ve 1977 yıllarına ait 250.000 TL. gelirin Vakıflar Kanununun 39/2. maddesine ve vakfiye hükümlerine göre müvekkilesine Ödenmesi gerektiğini; galle fazlası intifa hakkının anılan yasa kuralına ve vakfiyeye göre Ödenmesini Önleyip, vakıf nizamnamesine ek 1937 ve 1939 tarihli tüzüklere göre ödemede bulunulması zorunluluğunu getiren Vakıflar Genel Müdürlüğü 1975 Yılı Bütçe Yasasının 8., 1977 Yılı Bütçe Yasasının 6. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduklarını ileri sürmüştür.
Davalı idare, ileri sürülen Anayasa'ya aykırılık itirazı hakkında herhangi bir görüş belirtmemiştir.
İtirazda bulunan Mahkeme, davacının Anayasa'ya aykırılık itirazını ciddi bulmuş ve Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

II- İTİRAZIN GEREKÇESİ:
Bornova 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin Anayasa Mahkemesine başvurma kararında özetle:
"l - iptali istenilen 1975 yılına ait Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçesi ile ilgili 1849 sayılı Kanunun 8. maddesi ile 1977 yılma ait 2035 sayılı Kanunun 6. maddesi hükümleri iptal edilmediği takdirde doğrudan bu davaya uygulanması gereken yasa hükümleri bulunmaktadırlar. Çünkü sözü geçen maddeler nizamname hükmüne göre hesap ve işlem yapılmasını öngörmektedir. Halbuki Vakıflarla ilgili 2762 sayılı Kanunun 39/2. madde "Alakalıların Vakfiyeye göre intifa hakları mahfuzdur." kaidesini koymuştur.
Buna göre esas Kanunun "Vakfiyeye göre...", iptali istenen Bütçe Kanunlarının maddeleri ise "Nizamnameye göre..." hak verilmesine hükmetmişlerdir. Nizamname hakkı daraltmaktadır. Bu sonuca göre iptali istenen yasa maddesi doğrudan doğruya bu davada uygulanacak kanun hükmü olduğu için Anayasanın 151. maddesine göre, mahkememizin meseleyi Anayasa Mahkemesine götürmek yetkisinin bulunduğu tesbit edilmektedir.
2 - 1961 Anayasasından önceki 1924 Anayasası döneminde kanun ve tüzükteki çatışan hükümlerin ortaya koyduğu sorunlar o zaman için "Anayasa Mahkemesi" ve "Kanunların iptali" söz konusu olmadığından esas kanun tatbik olunup tüzük ihmal olunmamalı, kaideler hiyerarşisine göre Vakıflar Kanununun 39. maddesi tüzük hükümlerine tercih edilmelidir... yolundaki yorum ile karar verilerek netice alınması temin edilegelmiş iken Bütçe Kanununa tüzüğün uygulanması yolunda 1961 Anayasası döneminde dahi hükümler konulunca bu defa iki yasa hükmü çelişir olmuştur.
3 - Her nekadar Bütçe Kanununun geçici süre için uygulanacağı, bu süre geçince esas kanunun tatbikine devam gerekeceği düşünülebilirse de son yıllarda aynı hükmün her mali yılın bütçelerine konularak tüzük uygulamasının devam ettirilmek istenmesi karşısında 2762 sayılı Yasanın 39. maddesinin uygulanmasının ortadan kalkmasını sağlayıcı tarzda fakat bir Bütçe Kanunu hükmü ile bunun temini istendiği görülmektedir.
4 - Bütçe Kanunlarının diğer kanunlardan ayrıcalıkları Anayasa'nın 64., 92., 93. ve 94. maddelerinde belirlenmiştir. Asıl önemli husus Anayasa'nın 126. maddesiyle belirlenen ve sorunun çözümüne ışık tutan hükümdür. Filhakika Anayasa'nın 126. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi "Bütçe Kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz." kuralını getirmiştir. Bu kuralın özü bütçe kavramı dışındaki konulara, Bütçe Kanunlarında yer verilmemesini sağlamaktadır. Aksi halde gelir getirici veya harcamayı gerektirir nitelikteki hükümleri kapsayan kanunların da Bütçe Kanunu niteliğinde sayılması gerekir ki bunu kabul etmek mümkün değildir. Pek çok yasada gelir ve harcamalar ile ilgili hükümler vardır. Harçlar Kanunu, Tapulama Kanunu, Orman Kanunu ... gibi.
Fakat bu kanunlar 126. maddede yer alan "Bütçe ile ilgili hüküm" ihtiva etmezler. Aksi düşünülürse "bu yasaların bütçeye bir madde konularak kaldırılmaları veya değiştirilmeleri mümkün olabilir. "Kanunlar, bütçe kanunlarından ayrı temel yapıyı, uygulamayı ve gayeyi içeren yasama belgeleri..." olmaları nedeniyle Vakıflarla ilgili Kanunun Bütçe Kanunu ile değiştirilmesi bu bakımdan olanaksızdır.
Sonuç olarak: İptali istenen her iki yasa maddesinin "bütçe ile ilgili" olmadığı halde Bütçe Kanununda yer aldığı için bunlar Anayasa'nın 126. maddesine aykırı bulunmaktadırlar. Bu nedenle de iptalleri gerekmektedir." denilmektedir.

III - İPTALİ İSTENEN YASA MADDELERİ :
1 - 26/2/1975 günlü, 1849 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğü 1975 yılı Bütçe Kanununun 8. maddesi şöyledir :
"Madde 8 - Mazbut vakıflarda ilgililerin intifa hakları, Vakıflar Nizamnamesine ek 23/12/1937 ve 13/10/1939 tarihli nizamnamelere göre ödenir."
2 - 26/2/1977 günlü, 2035 sayılı, Vakıflar Genel Müdürlüğü 1977 yılı Bütçe Kanununun 6. maddesi şöyledir:
"Madde 6 - Mazbut vakıflarda ilgililerin intifa hakları, Vakıflar Nizamnamesine ek 23/12/1937 ve 13/10/1939 tarihli nizamnamelere göre ödenir."

IV - İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 15/5/1979 gününde Şevket Müftügil, Lütfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Muammer Yazar, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Kararmüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Necdet Darıcıoğlu, İhsan Tanyıldız, Bülent Olcay ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyanın eksiği bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V - ÖZÜN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, Bornova 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurma kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen yasa kuralı, ilgili yasa ve dayanılan Anayasa kuralları, bunlara ilişkin gerekçeler ve öbür yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Anayasa'nın 126. maddesinin son fıkrasının son tümcesi, bütçe yasasına bütçe ile ilgili olanlar dışında hüküm konulmasını yasaklamaktadır. Bütçe yasasına konulabilecek hükümleri sınırlayan bu kuralın Anayasa'da yeralış nedeni, bütçe yasası ile başka yasaların hazırlanış biçimleri ve nitelikleri yönünden farklarını belirleyen Anayasa'nın 64., 92., 93., ve 94. maddelerinin incelenmesinden açıkça ortaya çıkmaktadır.
Gerçekten, Anayasa'nın 64. maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri belirtilirken, "kanun koyma" yetkisi yanında, ayrıca "Devletin bütçe kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek" yetkisinden de sözedilmesi, iki çeşit yasanın Anayasa koyucu tarafından birbirinden ayrı olarak ele alındığını ortaya koyduğu gibi, yasaların görüşülmesi ve kabulü konusunu düzenleyen 92. madde yanında, bütçe yasasının görüşülmesi ve kabulünü ayrı bir yönteme bağlayan 94. maddenin getirilmiş olması ve 93. maddede, Cumhurbaşkanı'nın yasaları bir kez daha görüşülmeleri için Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisinin kapsamına bütçe yasalarının alınmamış bulunması da iki çeşit yasa arasındaki ayırımı kesinlikle belirlemektedir.
Bu Anayasal durum karşısında, itiraz konusu hükmün bütçe yasasında yer alabilmesi, "bütçe ile ilgili olması" koşuluna bağlıdır. Halbuki Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği gibi, bir hükmün Anayasa'nın 126. maddesindeki anlamda "bütçe ile ilgili" sayılabilmesi, yalnızca bütçenin uygulanması ile ilgili, uygulamayı kolaylaştırıcı, tamamlayıcı ya da açıklayıcı nitelikte bulunmasına bağlı olup itiraz konusu hükmün bu niteliği taşımadığı ve ancak bütçe yasası dışında bir yasal düzenlemeye konu olabileceği açıkça ortadadır.
Nitekim daha önceki bir itiraz nedeniyle, 1805 sayılı, "1974 yılı Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçe Kanunu"nun 8. maddesinde yer alan aynı nitelikteki bir hüküm Anayasa Mahkemesinin 2/11/1978 günlü, Esas: 1978/38, Karar: 1978/49 sayılı kararı ile ve yukarda özetlenen gerekçeye dayanılarak iptal edilmiştir (21 Şubat 1979 günlü, 16548 sayılı Resmî Gazete).
Böyle olunca, 26/2/1975 günlü, 1849 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğü 1975 Mali Yılı Bütçe Yasasının 8. maddesi ile aynı Genel Müdürlüğün 26/2/1977 günlü, 2035 sayılı, 1977 Mali Yılı Bütçe Kanununun 6. maddesinin aynı gerekçe ile ve Anayasa'nın 64., 92., 93., 94., ve 126. maddelerine aykırılıkları nedeniyle iptaline karar verilmelidir.

SONUÇ:
26/2/1975 günlü, 1849 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1975 yılı Bütçe Kanunu"nun 8. maddesi hükmü ile 26/2/1977 günlü, 2035 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1977 Yılı Bütçe Kanunu"nun 6. maddesi hükmünün Anayasa'nın 64., 92., 93., 94. ve 126. maddelerine aykırı olduklarına ve iptallerine,
28/6/1979 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Şevket Müftügil
Üye Lütfi Ömerbaş
Üye Ahmet Erdoğdu
Üye Osman Tokcan
Üye Rüştü Aral
Üye Muammer Yazar
Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye Nahit Saçlıoğlu
Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye Kenan Terzioğlu
Üye Necdet Darıcıoğlu
Üye İhsan N. Tanyıldız
Üye Bülent Olçay
Üye Yılmaz Aliefendioğlu
Üye Yekta Güngör Özden

E:1979/14 K:1979/33 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Resmi Gazete tarih/sayı:9.7.1979/16691
Esas Sayısı: 1979/14
Karar Sayısı: 1979/33
Karar Günü: 28/6/1979
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Bornova 1. Asliye Hukuk Mahkemesi.
İTİRAZIN KONUSU: 27/2/1978 günlü, 2116 sayılı, "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1978 Malî Yılı Bütçe Kanunu"nun 6. maddesi hükmünün, Anayasa'nın 64., 92., 93., 94. ve 126. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptali istemidir.

I - OLAY :
Davacı vekili, yerel Mahkemeye verdiği dava dilekçesinde; müvekkilesinin, Bornova Asliye Hukuk Hakimliğinin 1954/36 esas 1955/48 karar sayılı ve 15/3/1955 günlü kesinleşmiş ilâmı ile (7. Zilkade 1323 ve 26. muharrem 1324 tarihli) vakıfnamelerde yazılı evin sükna hakkının, han ve bahçenin intifa hakkının sahibi olduğunu; vakıf bahçenin bir kısmını Karayolları Genel Müdürlüğünce istimlak edildiğini, bahçe içindeki ev enkazı ile köklenen ağaçlar satıldığından bunlara ait istimlak bedellerinden ileri gelen gaile fazlası intifa hakkının müvekkilesine ait olduğunu; vakıf 1978 yılı gelirlerinden gaile fazlasının, idarece, Vakıflar Kanunu ve Vakıfname hükümlerine göre değil Vakıflar Nizamnamesine ek 23/12/1937 ve 13/10/1939 günlü nizamnamelere göre ödenmek istendiğini; çünkü 1978 mali yılı Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçe Kanununun 6. maddesinde mazbut vakıflarda ilgililerin intifa haklarının anılan nizamnamelere göre ödeneceğinin belirtilmiş olduğunu açıklayarak, Bütçe Kanunundaki bu hükmün Vakıflar Kanununun 39. maddeleri ile saklı tutulan intifa hakkını kısıtladığını ve bu kuralın uygulanmasını askıya aldığını ileri sürmüş ve Anayasa'ya aykırılık itirazında bulunmuştur.
Davalı idare vekili bu Anayasa'ya aykırılık itirazına katılmamıştır.
Mahkeme, 27/3/1979 günlü duruşmada, Anayasa'ya aykırılık itirazının ciddi olduğu görüşüne vararak, Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Yasanın 27. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar vermiştir.

II - İTİRAZIN GEREKÇESİ :
Bornova 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin Anayasa Mahkemesine başvurma kararında özetle:
"l - İptalinin temini istenen 2116 sayılı Kanunun 6. maddesidir. Bu hüküm iptal edilmediği takdirde doğrudan bu davaya uygulanması gereken bir yasa hükmü bulunmaktadır. Bu madde nizamname hükmüne göre hesap ve işlem yapılmasını öngörmektir. Halbuki Vakıflarla ilgili 2762 sayılı Kanunun 39/2. maddesi "alakalıların Vakfiyeye göre intifa hakları mahfuzdur." kaidesini koymuştur. Buna göre esas kanun "Vakfiyeye göre..." 1978 yılı bütçesi ile ilgili 2116 sayılı Kanunun 6. maddesi "nizamnameye göre..." hak verilmesine hükmetmişlerdir. Nizamname hakkı daraltmaktadır. Bu sonuca göre iptali istenen yasa maddesi doğrudan doğruya bu davada uygulanacak kanun hükmü olduğu için Anayasanın 151. maddesine göre mahkememizin meseleyi Anayasa Mahkemesine götürmek yetkisinin bulunduğu tespit edilmektedir.
2 - 1961 Anayasasından Önceki 1924 Anayasası döneminde kanun ve tüzükteki çatışan hükümlerin ortaya koyduğu sorunlar o zaman için "Anayasa Mahkemesi" ve "Kanunların iptali" söz konusu olmadığından esas kanun tatbik olunup tüzük ihmal olunmalı ve kaideler hiyerarşisine göre Vakıflar Kanununun 39. maddesi tüzük hükümlerine tercih edilmelidir... yolundaki yorum ile kararlar verilip netice alınması temin edilmiştir. Ancak Bütçe Kanununa Tüzüğün uygulanması yolunda hükümler konunca bu defa iki yasa hükmü çelişir olmuştur.
3 - Her ne kadar bütçe Kanununun geçici süre için uygulanacağı, bu süre geçince esas kanunun tatbikine devam gerekeceği düşünülebilirse de, son yıllarda aynı hükmün her mali yılın bütçelerine konularak tüzük uygulamasının devam ettirilmek istenmesi karşısında 2762 sayılı Kanunun 39. maddesinin uygulanmasının ortadan kalkmasını sağlayıcı fakat bir bütçe kanunu hükmü ile bunun temininin istendiği görülmektedir.
4 - Bütçe Kanunlarının diğer kanunlardan ayrıcalıkları Anayasanın 64, 92, 93. ve 94. maddelerinde belirlenmiştir. Asıl önemli husus Anayasa'nın 126. maddesi ile belirlenen ve sorunun çözümüne ışık tutan hükümdür. Filhakika Anayasa'nın 126. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesi "Bütçe Kanunlarına bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz." kuralını getirmiştir. Bu kuralın Özü bütçe kavramı dışındaki konulara, bütçe kanunlarında yer verilmemesini sağlamaktır. Aksi halde gelir getirici veya harcamayı gerektirir nitelikteki hükümleri kapsayan kanunların da bütçe kanunu niteliğinde sayılması gerekir ki bunu kabul etmek mümkün değildir. Pek çok yasada gelir ve harcamalar ile ilgili hükümler vardır. Harçlar Kanunu, Tapulama Kanunu, Orman Kanunu,... gibi fakat bu kanunlar 126. maddede yer alan "Bütçe ile ilgili hüküm" ihtiva etmezler. Aksi düşünülürse bu yasaların bütçeye bir madde konularak kaldırılmaları veya değiştirilmeleri mümkün olabilir" ... "kanunlar, bütçe kanunlarından ayrı temel yapıyı, uygulamayı ve gayeyi içeren yasama belgeleri..." olmaları nedeni ile Vakıflarla ilgili kanunun bütçe kanunu ile değiştirilmesi bu bakımdan olanaksızdır.
Sonuç olarak: iptali istenen 2116 sayılı Yasanın 6. maddesi "bütçe ile ilgili" olmadığı halde bütçe kanununda yer aldığı için Anayasa'nın 126. maddesine aykırıdır. Ve iptali gerekmektedir." denilmektedir.

III - İPTALİ İSTENEN YASA MADDESİ:
27/2/1978 günlü, 2116 sayılı Vakıflar Genel Müdürlüğü 1978 Mali Yılı Bütçe Kanunun 6. maddesi şöyledir :
"Madde 6 - Mazbut vakıflarda ilgililerin intifa hakları, Vakıflar Nizamnamesine ek 23/12/1937 ve 13/10/1939 tarihli nizamnamelere göre ödenir."

IV- İLK İNCELEME:
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 15/5/1979 gününde Şevket Müftügil, Lütfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Muammer Yazar, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Necdet Darıcıoğlu, İhsan Tanyıldız, Bülent Olcay ve Yekta Güngör Özden'in katılmalarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyanın eksiği bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V - ÖZÜN İNCELENMESİ :
İşin esasına ilişkin rapor, Bornova 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurma kararı ve ekleri, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen yasa kuralı, ilgili yasa ve dayanılan Anayasa kuralları, bunlara ilişkin gerekçeler ve öbür yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Anayasa'nın 126. maddesinin son fıkrasının son tümcesi, bütçe yasasına bütçe ile ilgili olanlar dışında hüküm konulmasını yasaklamaktadır. Bütçe yasasına konulabilecek hükümleri sınırlayan bu kuralın Anayasa'da yer alış nedeni, bütçe yasası ile başka yasaların hazırlanış biçimleri ve nitelikleri yönünden farklarını belirleyen Anayasa'nın 64., 92., 93. ve 94. maddelerinin incelenmesinden açıkça ortaya çıkmaktadır.
Gerçekten Anayasa'nın 64. maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri belirtilirken, "konun koyma" yetkisi yanında, ayrıca "Devletin bütçe kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek" yetkisinden de sözedilmesi, iki çeşit yasanın Anayasa koyucu tarafından biribirinden ayrı olarak ele alındığını ortaya koyduğu gibi, yasaların görüşülmesi ve kabulü konusunu düzenleyen 92. madde yanında, bütçe yasasının görüşülmesi ve kabulünü ayrı bir yönteme bağlayan 94. maddenin getirilmiş olması ve 93. maddede, Cumhurbaşkanı'nın yasaları bir kez daha görüşülmeleri için Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisinin kapsamına bütçe yasalarının alınmamış bulunması da iki çeşit yasa arasındaki ayırımı kesinlikle belirlemektedir.
Bu anayasal durum karşısında, itiraz konusu hükmün bütçe yasasında yer alabilmesi, "bütçe ile ilgili olması" koşuluna bağlıdır. Halbuki Anayasa Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği gibi, bir hükmün Anayasa'nın 126. maddesindeki anlamda "bütçe ile ilgili" sayılabilmesi, yalnızca bütçenin uygulanması ile ilgili, uygulamayı kolaylaştırıcı, tamamlayıcı ya da açıklayıcı nitelikte bulunmasına bağlı olup, itiraz konusu hükmün bu niteliği taşımadığı ve ancak bütçe yasası dışında bir yasal düzenlemeye konu olabileceği açıkça ortadadır .
Nitekim daha önceki bir itiraz nedeniyle, 1805. sayılı "1974 Yılı Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçe Kanunu" nun 8. maddesinde yer alan aynı nitelikteki bir hüküm Anayasa Mahkemesinin 2/11/1978 günlü, Esas : 1978/38, Karar : 1978/49 sayılı kararı ile ve yukarda özetlenen gerekçeye dayanılarak iptal edilmiştir. (12 Şubat 1979 günlü, 16548 sayılı Resmî Gazete) .
Böyle olunca, 27/2/1978 günlü, 2116 sayılı 1978 Malî Yılı Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçe Kanununun 6. maddesinin aynı gerekçe ile ve Anayasa'nın 64., 92., 93., 94. ve 126. maddelerine aykırılığı nedeniyle iptaline karar verilmelidir.
27/2/1978 günlü, 2116 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 3978 Malî Yılı Bütçe Kanunu" nun 6. maddesi hükmünün, Anayasa'nın 64., 92., 93., 94. ve 126 maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline,
28/6/1979 gününde oybirliğiyle karar verildi .

Başkan Şevket Müftügil
Üye Lütfi Ömerbaş
Üye Ahmet Erdoğdu
Üye Osman Tokcan
Üye Rüştü Aral
Üye Muammer Yazar
Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye Nahit Saçlıoğlu
Üye Hüseyin Karamüstantikoğlu
Üye Kenan Terzioğlu
Üye Necdet Darıcıoğlu
Üye İhsan N. Tanyıldız
Üye Bülent Olçay
Üye Yılmaz Aliefendioğlu
Üye Yekta Güngör Özden

E:1976/32 K:3976/56 ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

Resmi Gazete tarih/sayı:22.3.1977/15886
Esas sayısı : 1976/32
Karar sayısı : 3976/56
Karar günü : 23/12/1976
İptal davasını açan : Demokratik Parti Millet Meclisi Grubu.
İptal davasının konusu : 6/3/1976 günlü, 15520 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/2/1976 günlü, 1940 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 yılı Bütçe Kanunu" nün 8. maddesinin Anayasa'nın 10/2., 41/1. ve 126/3. maddelerine aykırı olduğu öne sürülerek iptaline karar verilmesi işlenmiştir.

1- DAVACININ GEREKÇESİNİN ÖZETİ :
1- Memur aylıkları, işçi ücretleri bugünkü ekonomik koşullara uygun olarak yükseltildiği ve emeklilerin durumu da buna göre düzeltildiği halde 1940 sayılı Yasa'nın iptali istenen 8. maddesinin uygulanmasını öngördüğü 23/12/1937 ve 13/10/1939 günlü tüzükler, mazbut vakıflarda ilgililerin intifa haklarım dondurmuş bulunmaktadır.
2- Mazbut vakıflarda ilgililerin intifa hakları Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinden değil, vakfın gelirinden ödenmekte olduğundan, bütçe yasasına bu konuda bir kural konulmasına gerek yoktur.
Sözü edilen made, bu nedenlerle Anayasa'nın temel hakların korunmasını düzenleyen 10. maddesinin ikinci fıkrasına; iktisadi ve sosyal hayatın herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlanması amacına göre düzenlenmesini öngören 41. maddesinin birinci fıkrasına; "Bütçe Kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz" kuralını içeren 126. maddesinin üçüncü fıkrasına aykırıdır, iptal edilmelidir.

II- YASA METİNLERİ:
l- İptali istenen Yasa kuralı:
27/2/1976 günlü, 1940 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 yılı Bütçe Kanunu" nun iptali istenilen 8. maddesi 6/3/1976 günlü, 15520 sayılı Resmi Gazete'deki metne göre şöyledir:
Madde 8- "Mazbut vakıflarda ilgililerin intifa hakları, Vakıflar Nizamnamesine ek 23/12/1937 ve 13/10/J939 tarihli nizamnamelere göre ödenir."
2- Dayanılan Anayasa kuralları:
Davacının Anayasa'ya aykırılık savının dayanağı olarak ileri sürüldüğü Anayasa maddeleri ile kararın dayandığı Anayasa maddelerinin konu ile ilgili kuralları şöyledir:
Madde 10- "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.
Devlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzuru, sosyal adalet ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamıyacak surette sınırlıyan siyasi, iktisadi ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar."
Madde 41/1- "İktisadi ve sosyal hayat, adalete, tam çalışma esasına ve herkes için insanlık haysiyetine yaraşır bir yaşayış seviyesi sağlanması amacına göre düzenlenir."
Madde 64/1- (20/9/1971 günlü, 1488 sayılı Anayasa değişikliği) "Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak, Devletin bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek, para basılmasına genel ve özel af ilanına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkilerindendir."
Madde 92- "Kanun tasarı ve teklifleri önce Millet Meclisinde görüşülür.
Millet Meclisinde kabul değiştirerek kabul veya reddedilen tasarı ve teklifler Cumhuriyet Senatosuna gönderilir.
Millet Meclisinde kabul edilen metin, Cumhuriyet Senatosunca değişiklik yapılmadan kabul edilirse, bu metin kanunlaşır.
Cumhuriyet Senatosu, kendisine gelen metni değiştirerek kabul ederse, Millet Meclisinin bu değişikliği benimsemesi halinde metin kanunlaşır.
Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosundan gelen metni benimsemezse her iki Meclisin ilgili komisyonlarından seçilecek eşit sayıdaki üyelerden bir karma komisyon kurulur. Bu komisyonun hazırladığı metin Millet Meclisine sunulur. Millet Meclisi, karma komisyonca veya Cumhuriyet Senatosunca veya daha önce kendisince hazırlanmış olan metinlerden birini olduğu gibi kabul etmek zorundadır. Cumhuriyet Senatosunda üye tamsayısının salt çoğunluğu ile kabul edilmiş olan madde değişikliklerinde, Millet Meclisinin kendi ilk metnini benimsemesi için, üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu gereklidir. Bu halde açık oya başvurulur.
Millet Meclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif, Cumhuriyet Senatosunca da reddedilirse düşer.
Millet Meclisinin reddettiği bir tasarı veya teklif, Cumhuriyet Senatosunca olduğu gibi veya değiştirilerek kabul edilirse, Millet Meclisi, Cumhuriyet Senatosunun kabul ettiği metni yeniden görüşür. Cumhuriyet Senatosunun metni Millet Meclisince benimsenirse, kanunlaşır; reddedilirse, tasarı veya teklif düşer; Cumhuriyet Senatosundan gelen metin Millet Meclisince değiştirilerek kabul edilirse 5 inci fıkra hükümleri uygulanır.
Cumhuriyet Senatosunca üye tamsayısının salt çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metnin Millet Meclisi tarafından kabulü için, üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu lâzımdır. Bu halde açık oya başvurulur.
Cumhuriyet Senatosunca üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile tümü reddedilen bir metnin kanunlaşabilmesi, Millet Meclisi tarafından üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilmesine bağlıdır. Bu halde açık oya başvurulur.
Cumhuriyet Senatosu, kendisine gönderilen bir metni, Millet Meclisi komisyonlarında ve genel kurulundaki görüşme süresini aşmıyan bir süre içinde karara bağlar; bu süre üç ayı geçemez ve ivedilik hallerinde onbeş günden, ivedi olmıyan hallerde bir aydan kısa olamaz. Bu süreler içinde karara bağlanmıyan metinler, Cumhuriyet Senatosunca Millet Meclisinden gelen şekliyle kabul edilmiş sayılır. Bu fıkrada belirtilen süreler Meclislerin tatili devamınca işlemez.
Yasama Meclislerinin ve mahalli idarelerin seçimleri ve siyasi partilerle ilgili tasarı ve tekliflerin kabul veya reddinde yukarıdaki fıkralar hükümleri uygulanır. Ancak, karma komisyon kurulmasını gerektiren hallerde, karma komisyonun raporu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin birleşik toplantısında görüşülür ve karara bağlanır; Türkiye Büyük Millet Meclisinin Birleşik toplantısında Millet Meclisinin ilk metninin kabulü için üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyu lâzımdır. 8 inci ve 9 uncu fıkralar hükümleri saklıdır."
Madde 93- "Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilen kanunları on gün içinde yayınlar; uygun bulmadığı kanunu, bir daha görüşülmek üzere, bu hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderir. Bütçe kanunları ve Anayasa bu hükmün dışındadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, geri gönderilen kanunu yine kabul ederse, kanun Cumhurbaşkanınca yayınlanır."
Madde 94- "Genel ve katma bütçe tasarıları ile milli bütçe tahminlerini gösteren rapor, mali yılbaşından en az üç ay önce, Bakanlar Kurulu tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.
Bu tasanlar ve rapor, otuzbeş milletvekiliyle onbeş Cumhuriyet Senatosu üyesinden kurulu bir karma komisyona verilir. Bu komisyonun kuruluşunda, iktidar grubuna veya gruplarına en az otuz üye verilmek şartıyla, siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranlarına çare temsili gözönünde tutulur.
Karma Komisyonun en çok sekiz hafta içinde kabul edeceği metin, önce Cumhuriyet Senatosunda görüşülür ve en geç on gün irinde karara bağlanır.
Cumhuriyet Senatosunca kabul edilen metin, en geç bir hafta içinde yeniden görüşülmek üzere, Karma Komisyona verilir. Karma Komisyonun kabul ettiği son metin Millet Meclisinde görüşülür ve mali yılbaşına kadar karara bağlanır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclislerinin genel kurullarında, Bakanlık ve daire bütçeleriyle katma bütçeler hakkındaki düşüncelerin, her bütçenin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında açıklarlar; bölümler ve değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oya konur..
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe kanunu tasarılarının genel kurullarda görüşülmesi sırasında gider artırıcı veya belli gelirleri azaltıcı teklifler yapamazlar."
"Madde 126- Devletin ve kamu iktisadi teşebbüsleri dışındaki kamu tüzel kişilerinin harcamaları yıllık bütçelerle yapılır.
Kanun, kalkınma planlan ile ilgili yatırımlar veya bir yıldan fazla sürecek iş ve hizmetler için özel süre ve usuller koyabilir.
Genel ve katma bütçelerin nasıl yapılacağı ve uygulanacağı kanunla gösterilir. Bütçe Kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz."

III- İLK İNCELEME :
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 10/6/1976 gününde Kani Vrana, Şevket Müftügil, Ahmet Akar, Ziya Önel, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Şekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında aşağıda açıklanan konular üzerinde durulmuş ve şu sonuçlara varılmıştır :
1- Anayasa'ya aykırılığı öne sürülerek 8. maddesi dava konusu yapılan 27/2/1976 günlü, 1940 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 Yılı Bütçe Kanunu" 6/3/1976 günlü, 15520 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Dava dilekçesi Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliğince 25/5/1976 tarihinde Başkâtipliğe havale edilerek 748 sıra ve 1976/32 esas sayısını almıştır. Böylece davanın, Anayasa'nın 150. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasa'nın 22., 26. maddeleri kurallarına göre süresinde açıldığı anlaşılmıştır.
2- Dava dilekçesini, Demokratik Parti Millet Meclisi Grup Başkanvekili imzalamıştır. Dosyada bulunan 25 Mayıs 1976 günlü, 7 sayılı grup kararından bu kişinin Grup Başkanvekili olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle kendisinin bu sıfatını doğrulayan ayrı bir belgenin aranmasına gerek görülmemiştir. Ahmet H. Boyacıoğlu, dosyada böyle bir belgenin bulunmamasının 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasa'nın 26. maddesi uyarınca eksiklik sayılması gerektiği görüşünü öne sürmüştür.
3- 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasa'nın 25. maddesinin (2) işaretli bendine göre siyasi parti grupları adına iptal davası, grup başkanları veya vekilleri tarafından açılır. Bu dava, yukarıda da belirtilmiş olduğu gibi Demokratik Parti Millet Meclisi Grup Başkanvekili tarafından açılmıştır. Anayasa'nın değişik 149. maddesindeki kural karşısında 44 sayılı Yasa'nın iptal davası açmak için yetki verdiği görevlinin, dava açılmasına ilişkin grup kararında veya grupça alınan ayrı bir kararda dava açmakla yetkili kılındığının ayrıca belirtilmesine gerek bulunmamaktadır. Ziya Önel, Ahmet Koçak, Şekip Çopuroğlu, Adil Esmer ve Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamışlardır.
4- Yukarıda sözü edilen kurala göre siyasi parti gruplarının, iptal davası açabilmeleri için, genel kurullarının en az üye tam sayısının salt çoğunluğu ile bu konuda bir karar almaları gerekir. Davacı siyasi parti grubu üye tamsayısının kaç kişiden oluştuğu ve dava açılmasına ilişkin kararı kaç oyla alındığı dosyadaki belgelerden anlaşılamamıştır. Bu durumları belirten onanlı bir belgenin dosyada bulunmaması 44 sayılı Yasa'nın 26. maddesine göre eksiklik sayıldığından, bu konudaki açıklamanın otuz gün içinde bildirmesi gereğinin davacı siyasi parti grubuna tebliğine oybirliği ile karar verilmiştir.
5/10/1976 gününde, Kani Vrana, Şevket Müftügil, Ahmet Akar, Halit Zarbım, Ziya Önel, Abdullah Üner, Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında, davacı siyasi partinin Millet Meclisi grubunun 10/6/1976 günlü ilk inceleme kararı uyarınca süresinde gönderdiği açıklama yazısı incelenmiştir.
15/7/1976 günlü, 508 sayılı bu yazıya göre, iptal davası açılmasına ilişkin kararın alındığı günde Demokratik Parti Millet Meclisi Grubunun 23 üyesi vardır; bunlardan 18 üye toplantıya katılmış ve adı geçen karara katılan üyelerin tamamı olumlu oy vermişlerdir. 22/4/1962 günlü 44 sayılı Yasa, siyasi parti gruplarının, Anayasa Mahkemesinde iptal davası açılmasına ilişkin kararları, genel kurullarının üye tamsayısının salt çoğunluğu ile alınmasını yeterli gördüğüne göre, 23 üyeden oluşan Demokratik Parti Millet Meclisi Grubu Genel Kurulunun 18 üyesinin oyu ile alınan ve 27/2/1976 günlü, 1940 sayılı Yasa'nın 8. maddesinin iptali için dava açılmasına dair olan 25 Mayıs 1976 günlü, 7 sayılı karar yasanın öngördüğü yönteme uygun bulunmaktadır.
Böylece dosyanın eksiği bulunmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ :
Davanın esasına ilişkin rapor, dava dilekçesi, 1940 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 Yılı Bütçe Kanunu" nun iptali istenen 8. maddesi, dayanılan Anayasa ilkeleri, bunlara ilişkin gerekçeler ve başka yasama belgeleri, dava ile ilişkisi bulunan Öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Anayasa'ya aykırılık sorununun çözümü için önce iptali istenen kuralın niteliğinin ve hangi amaçla adı geçen Bütçe Kanununa alındığının saptanması ve varılan sonuçlara göre Anayasa'ya aykırı olup olmadığının araştırılması gerekmektedir.
A- İptali istenen kuralın niteliği :
l- 27/2/1976 günlü, 1940 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 Yılı Bütçe Kanunu" nun iptali istenen 8. maddesi, mazbut vakıflarda ilgililerin intifa haklarının Vakıflar Nizamnamesine ek 23/12/1937 ve 13/10/1939 tarihli nizamnamelere göre ödeneceğini açıklamaktadır. Bu maddede adı geçen tüzüklerden ilki "Vakıflarda intifa haklarının ne suretle tespit ve ita edileceği hakkında, 17/7/1939 tarihli Vakıflar Nizamnamesine Ek Nizamname" adını taşımakta ve mazbut vakıflarda ilgililerin intifa haklarının esaslarını ve ödeme şeklini belirtmektedir, ikinci tüzük ise, yine intifa hakları ile ilgili olmak üzere, birinci tüzüğe kimi maddeler eklemiştir.
2762 sayılı "Vakıflar Kanunu" nun 39. maddesi de aynı konuyu düzenlemiştir. Bu maddenin ikinci fıkrası .......alâkalıların vakfiyeye göre intifa haklan mahfuzdur." kuralı ile, mazbut vakıflarda ilgililerin vakfiyede belirtilen intifa haklarını saklı tutmuştur. Bu kurala göre, ilgililerin intifa haklarının vakfiyede saptanmış olan koşullar uyarınca ödenmesi gerekir.
Böylece mazbut vakıflarda ilgililerin intifa haklarının ödenmesi konusu hem yasa ile hem de bu yasaya dayanan tüzüklerle düzenlenmiş bulunmaktadır. Hal böyle iken, "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 Yılı Bütçe Kanunu" nun iptali istenen 8. maddesi ile, intifa haklarının ödenmesinde, yasa kuralının bir yana bırakılarak, sadece tüzük kurallarının uygulanması sağlanmak istenmiştir.
Bu durum sözü geçen, Bütçe Kanunu yolu ile 2762 sayılı "Vakıflar Kanunu" nda değişiklik yapmakta olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Her ne kadar, 2762 sayılı Yasa'nın 39. maddesinin yürürlükten kaldırılmamış olmasına ve sözü geçen değişikliğin bir mali yıl için geçerli olup yılın bitmesiyle yasa kuralının kendiliğinden yürürlüğünü sürdürmeye başlayacağına bakılarak bütçe kanunu kuralının 2762 sayılı Yasa'da değişiklik meydana getirmediği düşünülebilirse de, bir mali yıl içinde yasanın asıl kuralının uygulanmasının durduğu ve adı geçen tüzük kuralları doğrultusunda uygulamayı zorunlu kıldığı da bir gerçektir. Kaldı ki bu kural Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçe yasalarında 1974 yılından beri yinelenmekle süreklilik kazanmış bulunmaktadır. Şu halde Bütçe Kanununun, asıl kanunu belli bir süre için değiştirmiş olduğu kuşkusuzdur.
2- 2762 sayılı "Vakıflar Kanunu" hükümlerine göre, mazbut vakıflar, ayrı ayrı tüzel kişiliklerini kaybetmiş ve tamamı mali yönden birleşmiş olduklarından bunların gelirleri ve giderleri, kendilerini yönetmekle görevli kılınan Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesinde yer alır. Öte yandan dava konusu madde, mazbut vakıflarda ilgililerin intifa haklarının ödeme biçimini düzenlediğine göre, mali bir nitelik de taşımaktadır. Ancak gerek maddenin bu niteliği, gerekse mazbut vakıfların gelir ve giderlerinin Vakıflar Genel Müdürlüğü Bütçesi içinde gösterilmesi, aşağıda ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere söz konusu kuralın "bütçe ile ilgili kural" deyiminin kapsamı içinde sayılması İçin yeterli değildir.
B- İptali istenen maddenin Anayasa'ya aykırılığı sorunu;
"Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 Yılı Bütçe Kanunu" nun 8. maddesi kuralının Anayasa'nın, 64. 92. 93. 94. ve 126. maddelerindeki kurallar açısından incelenmesi, aşağıda açıklanan sonuçları vermektedir:"
l- Anayasa'nın değişik 64. maddesi açısından inceleme:
Anayasa'nın değişik 64. maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin görev ve yetkilerini göstermektedir. Maddenin ilk fıkrasında (kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak) ve ondan sonrada (Devletin Bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek) işleri bu yetkiler arasında sayılmaktadır.
Görüldüğü gibi Anayasa, (Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak) işi ile ( bütçe kanun tasarılarını görüşüp kabul etmek) İşini ayrı nitelikte yetki alanları saydığından değişik biçimde belirlemek yolunu seçmiştir.
Böylece bütçe kanunlarını öteki yasalardan ayrı tutan Anayasa ilkesi karşısında: bir yasa hükmünün ancak aynı nitelikte olarak hazırlanıp kabul edilen bir başka yasa hükmü ile değiştirilebilmesinin veya kaldırılabilmesinin mümkün olabileceğini, bunun gibi bütçe kanunları hükümlerinin de aynı nitelikte hazırlanmış ve kabul edilmiş bulunan bütçe kanunu ekleriyle değiştirilebileceğini kabul etmenin zorunlu olduğu ,doğal olarak, ortaya çıkmaktadır.
Bu açıklamadan, bir yasa hükmünün bütçe kânunu ile veya bir bütçe kanunu hükmünün genel anlamdaki bir yasa hükmü ile değiştirilmesine veya kaldırılmasına Anayasa ilkelerinin olanak tanımadığı kolayca anlaşılmaktadır.
Hal böyle iken, "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 Yılı Bütçe Kanunu" nun 8. maddesi, yukarda açıklanmış olduğu gibi, 2762 sayılı Yasa'nın 39. maddesinin uygulanmasını 1976 mali yılı içinde geçerli olmak üzere ertelemiş ve sonuç olarak onu değiştirmiş olduğundan Anayasa'nın 64. maddesine aykırı bulunmaktadır.
2- Anayasa'nın 92. 93. ve 94. maddeleri açısından inceleme:
Anayasa, sözü geçen maddelerinde, kanun tasarı ve teklifleri ile bütçe kanunu tasarılarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülüp kabul edilmelerini ve Cumhurbaşkanınca yayınlanmak suretiyle yürürlüğe konulmalarını ayrı yöntem ve kurallara bağlamıştır.
Anayasa'nın 92. maddesine göre kanun tasarı ve tekliflerinin önce Millet Meclisinde, sonra da Cumhuriyet Senatosunda görüşülüp kabul edilmesi; Meclislerde değişik sonuçlara varılmışsa her iki Meclisin ilgili komisyonlarından seçilecek eşit sayıdaki üyelerden kurulu karma komisyonda görüşüldükten sonra işin Millet Meclisinde kesin sonuca bağlanması gerekmektedir. Millet Meclisinde ve C. Senatosundaki oylamalarda aranacak yeter sayılar, çeşitli olasılıklar gözönünde bulundurularak maddede belirlenmektedir. Bu kurallara uygun olarak kanunlaşan ve yayınlanmak üzere kendisine gönderilen metinleri Cumhurbaşkanının on gün içinde yayınlaması da 93. maddenin gereği bulunmaktadır. Yine aynı madde, Cumhurbaşkanına, uygun bulmadığı kanunları, bir daha görüşülmek üzere gerekçesini göstermek kaydiyle, on gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderme yetkisi vermekte, T.B.M. Meclisinin yine kabulü halinde yayınlanma zorunluğunu koymaktadır.
Buna karşılık Bütçe Kanunu taşanları için Anayasa'da değişik bir yöntemin kabul edildiği görülmektedir.
Gerçekten, Anayasa'nın 94. maddesine göre Bütçe Kanunu tasarısı önce otuzbeş milletvekilinden ve onbeş C. Senatosu üyesinden kurulu elli kişilik bir karma komisyona verilir. Karma Komisyonun kuruluşunda iktidar grubuna ve gruplarına en az otuz üyelik verilmek şartiyle siyasi parti gruplarının ve bağımsızların oranlarına göre temsilinin gözönünde tutulması gerekir.
Karma Komisyonca kabul edilen metin, önce C. Senatosunda, sonra tekrar Karma Komisyonda, sonra da Millet Meclisinde görüşülerek karara bağlanır. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, meclislerin genel kurullarında, bakanlık ve daire bütçeleriyle katma bütçeler üzerindeki düşüncelerini ancak her bütçenin tümü üzerindeki görüşmeler sırasında açıklarlar; bölümler ve değişiklik önergeleri, üzerlerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oya konur. Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, bütçe Kânunu tasarılarının genel kurullarda görüşülmesi sırasında gider artırıcı veya belli gelirleri azaltıcı teklifler yapamazlar.
Görüldüğü gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ve dolayısiyle meclisler, bütçe kanun tasarılarının görüşülmesinde ve kabulünde öteki kanun tasarı ve tekliflerinde olduğu gibi tam bir serbestlik içinde değildirler. Bir takım sınırlamalarla bağlıdırlar.
Öte yandan, Anayasa'nın 93. maddesi, yayınlanmak üzere, kendisine gelen bütçe kanunlarını bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderebilme yetkisini Cumhurbaşkanına vermemiş, açık bir hükümle bunu yetki dışı bırakmıştır.
Buraya kadar yapılan açıklamalardan doğal olarak çıkarılacak sonuç, Anayasa'nın birbirinden tümüyle ayrı olarak düzenlediği bu değişik yasama yöntem ve biçimlerinden belli birisine göre oluşturulmuş bir yasama belgesinin değiştirilmesinin veya kaldırılmasının da ancak aynı yöntem ve yollardan geçilerek sağlanabileceğidir. Esasen hukukun genel kuralları da, hukuk alanında geçerli olan herhangi bir belgenin değiştirilmesinin veya kaldırılmasının, tersine bir hüküm olmadıkça veya yetkili bir mahkeme kararı bulunmadıkça o belgenin hazırlanmasında ve geçerli hale gelmesinde uygulanmış bulunan yol ve yöntemlerden geçirilmek yoliyle mümkün olabileceği doğrultusundadır.
Bu duruma göre bir kanun hükmünün mali yıl gibi geçici bir süre için bile olsa, bütçe kanunu ile değiştirilmesine veya kaldırılmasına olanak bulunmadığı gibi öteki kanunlarda da bütçe kanunu ile ilgili ödenek hükümlerinin yer alması aynı nedenlerden ölürü olanaksız olduğundan her iki hale de uymayan bir hüküm, Anayasa'nın 92, 93. ve 94. maddelerine aykırı düşer.
İptali istenen madde, yukarıda açıklanmış bulunan niteliklerinden anlaşılacağı üzere, 2762 sayılı "Vakıflar Kanunu" nün Anayasa'nın 92. ve 93. maddelerine göre değiştirilmesi veya kaldırılması mümkün olan 39. maddesi kuralını, Anayasa'nın 94. maddesindeki yol ve yöntemleri uygulamak yoluyla değiştirmiş bulunduğundan, Anayasa'nın sözü geçen madlerine aykırı duruma düşmüştür.
3- Anayasa'nın 126. maddesi açısından inceleme:
Anayasa'nın bütçeye ilişkin 126. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde "Bütçe Kanununa bütçe ile ilgili hükümler dışında hiç bir hüküm konulamaz" kuralı yer almıştır
Burada "bütçe ile ilgili hüküm" deyimi üzerinde kısaca durmak yerinde olacaktır.
Anayasa tasarısının temsilciler meclisindeki görüşülmesi sırasında kural üzerinde yapılan değişiklik, konuyu gereği gibi aydınlatacak niteliktedir.
Anayasa tasarısında bu kural, "Bütçe Kanununa mali hükümler dışında hiçbir hüküm konulamaz" biçiminde iken Temsilciler Meclisindeki birinci görüşme sırasında bir üye "mali hükümler" deyimi üzerinde durarak, erek, bütçe uygulamasiyle ilgili olmayan konuların Bütçe Kanununda yer almaması olduğuna göre, deyimin, ereği karşılamadığını ileri sürmüş ve komisyondan açıklama istemiştir. Komisyon bu konuda bir açıklama yapmadan öteki görüşleri ile gözönünde bulundurmak üzere maddeyi geri almış ve yeniden düzenlerken "mali hükümler" deyimini "bütçe ile ilgili hükümler" olarak düzeltmiş ve madde böylece Temsilciler Meclisinde kabul edilmiştir.
Şu duruma göre Anayasanın 126. maddesinin son fıkrasında yer alan "Bütçe ile ilgili hükümler" deyimini, mali (nitelikte hüküm anlamına değil, bütçenin uygulanmasile ilgili, uygulanmayı kolaylaştırıcı veya kanun konusu olabilecek yeni bir kuralı kapsamamak koşulu altında, açıklayıcı nitelikte hükümler olarak düşünmek zorunluğu vardır.
Şurasının da gözönünde bulundurulması yerinde olur;
Bir kanun kuralının bütçeden harcanmayı gerektirir veya bütçeye gelir getirir nitelikte bulunması, onun 126. maddede öngörüldüğü gibi "Bütçe ile ilgili hükümler" den sayılmasına neden olamaz. Çünkü hemen her yasada harcamalara yol açabilecek bir veya bir çok hükümler bulunabilir. Keza her vergi kanunu bütçeye belli bir kaynaktan gelir sağlar. Bütçe kanunlariyle öteki kanunlar arasında mevcut olan bu (Gelir-Gider) ilişkisinin, söz konusu kanunların, 126. maddede yer alan "Bütçe ile ilgili hüküm" deyiminin kapsamı içinde sayılmasına olanak verdiği kabul edilecek olursa bütün bu kanunların, söz gelimi tarım, orman, eğitim, savunma, sağlık ve benzeri kamu hizmetlerini düzenliyen pek çok kanunun ve tüm vergi kanunlarının "Bütçe ile ilgili" sayılarak değiştirilmeleri veya kaldırılmaları için bütçe kanunlarına birer madde konulmasına gidilebilir. Oysa bu kanunlar, Bütçenin yapısı ile, onun uygulanması yöntemleriyle ve bütçenin, Anayasa'nın 126. maddesinde belirtildiği gibi yıllık harcamaların saptanmasından ibaret olan temel ereği ile ilişkisi bulunmıyan, yasa koyucunun, herhangi bir alanda belli bir erek doğrultusunda ve bütçelerden tüm değişik yöntemlerle oluşturduğu düzenlemelere ilişkin yasama belgeleridir.
"Bütçe ile ilgili hüküm" deyimine dayanarak, bir kanunun gider veya gelirle ilgili kuralların bütçe kanunlariyle değiştirilebileceği yolunda bir görüş ve uygulama, Anayasanın yukarıda (IV. esasın incelenmesi) bölümünün (B-2) sayılı bendinde açıklanan, 92. ve 93. maddelerini gelirle ilgili veya gidere yol açabilecek kanunlar bakımından işlemez duruma sokar ve 94. maddede yalnız bütçe düzenlemelerinin özellikleri dolayısıyla ayrıcalıklı olarak öngörülen, pek sınırlı nitelikteki yola, Anayasa Koyucunun ereğine aykırı olarak genişlik ve genellik kazandırır. Oysa 126. maddedeki sözü geçen kuralın tek ereğinin, bütçe kanunlarını bünyeye yabancı hükümlerden ayıklamak ve derli toplu düzenleme ile bu kanunlarda gerçek anlamda bütçe kavramı dışında kalan konulara asla yer vermemek olduğunda kuşku yoktur.
1940 sayılı Yasanın iptali istenen maddesindeki kural, yukarıda açıklanmış olduğu gibi, "bütçe ile ilgili" olmadığı halde bütçe kanununda yer almış bulunması nedeniyle Anayasının 126. maddesine açıkça aykırıdır.
Bu nedenlerle dava konusu kural iptal edilmelidir.

V- SONUÇ
6/3/1976 günlü, 15520 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/27/1976 günlü, 1940 sayılı "Vakıflar Genel Müdürlüğü 1976 yılı Bütçe kanunu" nun 8. maddesi hükmünün, Anayasanın 64., 92., 93., 94., ve 126. maddelerinde yazılı ilkelere aykırı olması nedeniyle iptaline,
23/12/1976 gününde oybirliği ile karar verildi.

Başkan Kâni Vrana
Başkanvekili Şevket Müftügil
Üye Halit Zarbun
Üye Ziya Önel
Üye Abdullah Üner
Üye Ahmet Koçak
Üye Şekip Çopuroğlu
Üye Fahrettin Uluç
Üye Muhittin Gürün
Üye Lütfi Ömerbaş
Üye Ahmet Erdoğdu
Üye Hasan Gürsel
Üye Adil Esmer
Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu
Üye Ahmet H. Boyacıoğlu

VAKIFLARDA İNTİFA HAKLARININ NE SURETLE TESBİT VE İTA EDİLECEĞİ HK. EK NİZAMNAME

VAKIFLARDA İNTİFA HAKLARININ NE SURETLE TESBİT VE İTA EDİLECEĞİ HAKKINDA 17/07/1936 TARİHLİ VAKIFLAR NİZAMNAMESİNE EK NİZAMNAME
Bakanlar Kurulu Karar Tarihi - No: 23/12/1937 - 2/7898
Dayandığı Kanun Tarihi - No: 05/06/1935 - 2762
Yayımlandığı Resmi Gazete Tarihi - No: 06/01/1938 - 3801
Madde 1 - A - 2762 sayılı Vakıflar Kanunundan önce zaptedilmiş,
B - Bu kanundan önce idaresi mazbutiyet altına alınmış,
C - Mütevelliliği bir makama şart edilmiş,
Ç - Kanunen veya fiilen hayri bir hizmeti kalmamış,
D - Mütevelliliği vakfedenlerin ferilerinden başkalarına şart edilmiş,
E - On senedenberi mütevelliliği kimseye tevcih edilmemiş olduğundan dolayı Vakıflar Kanunu mucibince Vakıflar Umum Müdürlüğünce idaresi lazım gelen vakıflarda alakalıların vakfiyeye göre mahfuz tutulan intifa hakları aşağıda yazılı esaslara göre tesbit ve ita olunur.
Kanunun neşrinden sonra zaptedilecekler hakkında da aynı hükümler tatbik olunur.
Madde 2 - İntifa haklarının alakalıları:
A - Fiili hizmet mukabilinde kendilerine vakfından vazife veya hisse verilmesi vakıf tarafından şart edilmiş olan hademe,
B - Makam sahipleri hariç olmak üzere vakfiye şartlarına göre vakıfta alakalı bulunanlar olmak üzere iki kısımdır.
Madde 3 - (Değişik madde: 30/07/1987 - 87/12047 K.)
2762 sayılı Vakıflar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten önce mazbut Vakıflar arasına alınan vakıflarda intifa hakları, vakfiye şartları esas alınarak 7 nci maddeye göre belirlenen vakıf ilgililerine, 6 ncı madde hükümlerine göre her yıl ödenir.
Madde 4 - Fiilen veya kanunen hayri bir hizmeti kalmamış olmasından dolayı tevliyetleri kaldırılan mütevelliler evlattan oldukları takdirde vakfiyet uyarınca tevliyet hizmetine mukabil tahsis edilmiş olan intifa hakları kaydı hayat şartile verilir.
Madde 5 - Vakıflar Kanununun mer'iyete girdiği tarihten sonra, zaptedilen vakıflarda alakalıların intifa hakları aşağıda yazılı esaslara göre tayin olunur:
A - Vakıftan hizmet mukabili intifa edenlerden asli cihet sahipleri diğer mazbut vakıflar hademesi gibi muamele görürler. Ancak zabıttan evvel aldıkları vazife hademe kadrolarında emsaline muhassas aylıklardan fazla olduğu ve tahsisleri usulü dairesinde yapılmış bulunduğu takdirde bunların inhilallerine kadar tesviyesine devam olunur.
Bu vakıflardaki fer'i cihet sahiplerinin almakta oldukları tahsisatda inhilal vukuuna kadar bütçeden tesviye olunur. Bankaların vefatında münhal kalacak hizmetler hakkında diğer mazbut vakıflara ait hükümler tatbik edilir.
B - Vakfiyelerinde hizmet mukabili olmıyarak makam sahipleri hariç olmak üzere alakalılara mukannen olarak tahsis edilmiş olup zapta kadar almakta oldukları aylık ve yıllıkların zabıt sırasında 6 ncı madde mucibince tesbit edilecek vasati gelirleri müsait olan vakıflarda itasına devam olunur.
C - Vakfiyelerinde masraf çıktıktan sonra kalacak fazladan alakalılara tahsis edilen hisseler, aşağıdaki madde uyarınca tesbit edilecek fazla miktara göre tayin olunur.
Madde 6 - (İptal: Danıştay Dava Daireleri Kurulunun 30/06/1978 tarih ve K. 1978/433 sayılı kararı ile iptal; Yeniden düzenlenen madde: 30/07/1987 - 87/12047 K.)
Vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan mazbut vakıfların, gelir ve giderleri, ayrı ayrı, vakıfları adına tutulur. Akar ve Toprak satış bedelleri, taviz bedelleri ve hayrat satış bedellerine yürütülen faizler ana paraya eklenerek değerlendirilir ve Vakıflar Meclisi kararıyla yatırıma dönüştürülebilir.
Vakfiyesinde vakıf taşınmazların bakım ve onarım şartı bulunan vakıfların gayrisafi gelirlerinden, her yıl % 10 oranında ihtiyat akçesi ayrılarak taşınmazların bakım ve onarımları yapılır. Bu oran, vakıfların malvarlığına göre, Vakıflar Meclisi kararıyla artırılabilir.
Vakıfların yıllık gayrisafi gelir tahsilatından % 20 oranında yönetim ve temsil gideri karşılığı alınarak Vakıflar Genel Müdürlüğü bütçesine gelir yazılır.
Bu vakıfların gerçekleşen yıllık gayrisafi gelir tahsilatından, vakıf için yapılan giderler ve vakfiye şartı gereği yapılan her türlü harcamalar çıkarıldıktan sonra vakıf evlatlarına veya ilgililerine ödenecek intifa hakkı belirlenir. Bu haklar, vakfın gelir fazlasının (intifa hakkının) doğduğu mali yılı izleyen ilk altı ay içinde vakıfın evladı veya ilgilisi olduğunu mali yılın birinci ayında belgeleyenlere yıllık olarak ödenir.
Madde 7 - (Değişik madde: 30/07/1987 - 87/12047 K.)
Her vakıf için belirlenen gelir fazlası (intifa hakları) vakfiye şartı gereği vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu ve galleye hak kazandığını kesinleşen mahkeme kararıyla isbat edenlere ödenir.
Vakıf evladı veya ilgilisi olduğunu mahkeme kararı ile isbat edenlerin vakfiye şartı gereği intifa hakkına hak kazanan çocuklarından ayrıca mahkeme kararı istenmez, nüfus kaydı esas alınarak işlem yapılır.
Ek Madde 1 - (Ek madde: 13/10/1939 - 2/12152 K.; Mülga madde: 30/07/1987 - 87/12047 K.)
Ek Madde 2 - (Ek madde: 13/10/1939 - 2/12152 K.; Mülga madde: 30/07/1987 - 87/12047 K.)
Geçici Madde - (Ek madde: 30/07/1978 - 87/12047 K.)
Mazbut vakıflardan vakfiyeleri gereği intifa hakkı almaya hak kazanan vakıf evladı veya ilgilisi bulunan vakıfların, mazbut vakıflar arasına alındığı tarihteki tesbit edilebilen mevcutları, mazbut vakıf mevcutlarından ve bütçeden ayrılarak, vakıfların ilgili hesaplarında o vakıf adına izlenir. Bu vakıfların yatırıma dönüştürülmüş mevcutları, yatırıma dönüştürüldüğü tarihteki değerleri esas alınarak mazbut hesaplardan çıkarılarak vakıfların ilgili hesaplarına aktarılır. Taşınmazlar diğer mazbut vakıf mevcutlarından satın alınarak, bedelleri, vakıfların ilgili hesaplarında gösterilir ve değerlendirilir.
Madde 8 - 2762 sayılı kanuna tevfikan yapılmış ve Şurayı Devletçe görülmüş olan işbu Nizamname hükümleri Resmi Gazetede basıldığı günden itibaren yürümeğe başlar.
Madde 9 - Bu Nizamnamenin hükümlerini Başvekil yürütür.